Evrenle
uyum içinde yaşamak, onunla aynı frekansta olmak ve onun bir parçası olduğunu
farketmek büyük bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalık sayesinde istediğimiz hayatı
yaşarız. Yine bu ayrıcalık sayesinde
isteklerimizin ve arzularımızın gerçekleşmesi için evren bizimle çalışır.
Aslında
bunun bir ayrıcalık olmaması gerekir. Fakat doğal olarak ortada olması gereken
bu bağlantı, doğduğumuz andan itibaren üzerimize yüklenen kurallar, korkular,
endişeler sayesinde kirlendiği ve bozulduğu için; basit işlevsiz bir antenle
televizyonda yarım yamalak görüntü elde etmeye benziyor.
Yani
bu bağlantı aslında bizim doğal hakkımız. Hiç kimseniz tekelinde değil ve
herkes istediği kadar istediği sürece bağlı kalabilir.
Peki
bu hakkımızı tekrar elde ettiğimizde değişen ne olacak? Çok şey değişecek, tabii bu değişimin ana
hatlarını yine biz belirleyeceğiz. Kimimiz bir arabayla yetinecek, kimimiz bir
evle. Bazılarımız daha çok bilgi isteyecek, bazılarımız ise sevgi. Hatta
aramızdan öyleleri çıkacak ki hepsini isteyecek. Uyum ve akış yakalanırsa,
evren birini de verir hepsinide... isteğe göre...
Örneğin,
birileri size sürekli gülümsüyorsa, muhtemelen siz de herkese gülümseyen
birisinizdir. Tam tersine, gülümsemiyor
buna karşılık sürekli asık suratlı takılıp insanları süzüyorsanız, o zaman sizi
gören insanlardan gülümseme bekleyemezsiniz. Hatta beklemezsiniz, çünkü bu
durumda genellikle “kimseden bir güleryüz görmüyorum” şeklinde yakınıyor
olursunuz. Aynanın karşısına geçip, o an ki yüzünüzü görseniz, eminim siz de
kendinize gülümsemezdiniz. Benzer benzeri çeker.
“Çekim
Yasası”, “Sır”, “Secret”, ya da her ne ad verirseniz verin, ortada kesin olarak
işleyen bir kural var. Bu kural benzer şeylerin birbirini çekmesidir.
Zihnimiz,
düşüncelerimiz çekim gücündeki en önemli faktör aslında. Bir gözlemci olarak
herşeyi zihnimizle algılarız. Algıladığımız
her şeyi yine zihnimizde tasnif ederiz. Peki neye göre? Daha önceki
deneyimlerimizde gördüğümüz o “şey” bize hangi duyguyu yaşattıysa, doğrudan o
duygunun çekmecesine. Ya da ilk defa yaşanan
bir olaysa onu da hissettiğimiz sonuca göre yeni bir klasöre koyarız.
Size
basit bir örnek vereyim.Yıllar önce bir kuruyemişçinin önünden geçerken, mis
gibi taze kavrulmuş çerezlerin kokusu o kadar güzeldi ki, hemen içeri girip
küçük bir kese kağıdı içine biraz çekirdek, fındık, fıstık doldurttum. Bir
yandan yolda etrafıma bakınıyor, bir yandan elimi kese kağıdına daldırıp
çerezleri ağzıma atıyordum. O anda ağzıma tuhaf bir tad geldi ve ne ısırdığımı
anlamak için elime baktığımda, karşımda çıtır kavrulmuş bir K.K.B ( kumral
kalorifer böceği) ile karşı karşıyaydım. Hemen yere tükürdüm. Kesekağıdını en
uygun yere fırlatıp attım, iğrenerek ve söylenerek yürümeye devam ettim.
Bu
olay benim zihnimde doğrudan iğrenme dolabında, en üst rafta yeni bir klasör
açtı. Bu klasör yukarıdaki olayın her detayını ( üstelik o an varolan, ama
benim farkına varmadığım detaylar da buna dahil) içeriyordu. Bu klasörleri sakın ola basite almayın,
orada kayıtlı bilgilerden yalnızca birisini bile anımsasanız, görseniz,
duysanız ya da koklasanız hemen harekete geçer. Size dosyanın içinde kayıtlı
yaşanmış ne varsa hepsini hatırlatır. Hepsini hatırlatmasa bile sonucun verdiği
duyguyu, hissi hemen harekete geçirecektir.
Zihnimde
bu klasörü açtıktan sonra uzun süre kuruyemiş yiyemedim, herhangi bir
alışverişte sürekli kesekağıtların içlerini kontrol ettim. Hatta tarlada
ayçiçeklerini gördüğümde bile iğrenmeye varacak kadar ileriye götürdüm bu
olayı. Ve hemen her seferine iğrenmek için bir sebep buldum. Çünkü evren bana
istediğim duyguyu yaşatmak üzere çalışıyordu. Taa ki zihnimdeki klasörlerle
evrenin bağlantısını anlamaya başlayana kadar. İşin sırrını çözünce bir daha
başıma böyle bir olay gelmedi ve ben artık keyifle kuruyemiş yiyor ve hiçbir
kötü deneyim yaşamıyorum.
Zihnimiz
duyguları iyi ya da kötü olarak ayırt edemez, olaylar zinciri sonucunda
hissettiklerimize göre tasnif yaparlar. Bu klasörler algıda seçicilik
yaratırlar ve biz klasörlerimizdeki bilgilerin benzerlerini günlük hayatın
içinden seçeriz. Öncelikle
seçeceklerimiz ise en çok kullanılan klasörlerdir, çünkü onlar o kadar çok
kullanılıyorlar ki, bir türlü dolaba
kaldırılamıyor, hep masanın üzerinde gözümüzün önünde kalıyorlar.
Zihnimizdeki
her klasör aynı zamanda evrenle sürekli bağlantı halindedir ve bu sayede hep
benzer deneyimleri çağırırız. Masa üzerindeki klasörler evrende de öncelik
sahibidir. Onların bağlantıları bakımlı ve daha kalındır, kullanıldıkça
gelişirler. Bu arada unutmayın, bazen masanın üzeri o kadar dolu ve karışık
olur ki, biz bile hangi dosyaların açık orada durduğunu bilemeyiz. Bu farkında
olduğumuz ve olmadığımız klasörler ise evrene bizim neyi deneyimlemek
istediğimizi iletirler.
İstediğimiz
hayatı, deneyimleri, duyguları
kendimize çekebilmek için evrene doğru mesajları göndermeyi,
klasörlerimizi düzenlemeyi, temizlemeyi öğrenmeliyiz. Bunu öğrenmenin yolu
evrene güvenmekle başlar. Hesap kitap yapmadan, evrene güvenerek istemek.
Genellikle
hepimiz birçok şey isteriz ve istedikten sonra bunun nasıl olabileceğine dair
hesap kitap yapmaya başlarız. Hesap kitap sonucunda mantıklı bir yol göremezsek
isteğimizin olacağına dair güvenimiz azalır ve şüphe duyarız. Şüphe duyduğumuz
anda “ya olmazsa” lar beynimizde yankılanır ve sonunda “ya olmazsa” galip gelir.
Peki
şüphe olmazsa ne olur? Yine kendimden bir örnek vereyim. 1995 Yılının ilk
aylarında yolum İstanbul’da Beyaz Yıldız adında bir danışmanlık ofisine düştü.
Bu danışmanlık ofisinde üç aylık bir Pozitif Düşünce Gücü eğitimi veriyorlardı.
Karşımdaki kişiye o kadar
güvenmiştim
ki, hemen eğitimi almak istedim. İlk hafta bana istediklerimi bir deftere
yazmamı ve aklımda herhangi bir olumsuz düşünce, fikir belirirse ya da ağzımdan
herhangi bir negatif cümle çıkarsa içimden “İPTAL” dememi istedi. Aslında
hayatımda her şey yolundaydı ama denemeye de değerdi. Bir gün boyunca ne
istesem diye düşündüm ve ardından deftere yazmaya başladım. Tabii tüm bu süreç
içine ne kadar çok “İPTAL” demek zorunda kaldığımı belirtmeme gerek yok
sanırım.
maaşım iki kat artsın
altımda bir araba olsun
(rengini modelini bile yazdım)
evden çalışayım ve sabah
erkenden köprü trafiğine girmek zorumda kalmayayım
yazdıklarımı
götürdüğüme bana hocamın ilk söylediği, şimdi bunları şimdiki zamanda sahipmiş
gibi yazmamdı. Hemen maddeleri düzelttim.
ben her ay düzenli olarak
..... YTL kazanıyorum
Heryere .... marka... model..... renk arabamla gidip geliyorum.
Her sabah dokuzda kalkıp
evdeki ofisimden çalışıyorum.
Ardından
bunu her sabah kalktığımda tekrarlamaya başladım. Aradan bir hafta geçtiğinde eski bir arkadaşım telefon açtı.
Gazetede yabancı bir firmanın iş ilanını görmüş ve tam bana göre olduğunu
düşünmüş. Hocam bana karşına işaretler, fırsatlar çıkacaktır sakın hiç birini
atlama diye tembihlemişti.
Hemen
firmaya özgeçmişimi faksladım ve bir hafta sonra görüşmeye çağrıldım. Bir otel
lobisinde yapılan görüşmeye gelen o kadar çok aday vardı ki, bir an ümidim
kesilir gibi oldu. Hemen içinden “İPTAL” dedim. Sıra bana geldiğinde birde ne
göreyim. Yabancı firma sahiplerinin yanında eskiden tanıdığım başka bir iş
arkadaşım oturuyor. Hemen sohbete ve ardından görüşmeye başladım.
Bana
tam o an aldığım maaşın iki katını teklif ettiler ve çalışmak için bir arabaya
ihtiyacım olduğunu söylediler. Arabam yok dediğimde problem olmadığını bana toplu
avans gönderebileceklerini ve sonra bunu çok küçük miktarlarla maaşımdan
kesebileceklerini eklediler. Kulaklarıma inanamamıştım. Son olarak Türkiye de
bir ofislerinin olmadığını ve evim müsaitse eğer işi evimden yürütmemi
istediler. Hemen evet dedim. Sanki biraz oyalanırsam büyü bozulacak zannettim.
Otelden
çıktığımda hala yaşadığım olayın şokundaydım. Eve dönüş yolunda hem evrene
teşekkür ettim, hem de bu keyifli oyunu her zaman oynamaya karar verdim.
1995
yılının başlangıcı hayatımın tamamen değişmesine sebep oldu ve o günden beri
evrenle bağlantımı kesmemek için çalışmalarıma hiç ara vermedim. Hayatım güzel
bir serüvene dönüştü ve etrafımızın ne kadar çok mucizelerle çevrili olduğunu
gördüm.
Şimdi
hepbirlikte bu serüveniniçine atılalım ve birlikte bu çalışmalara başlayalım.
Haftaya
ve belki ondan sonraki birkaç hafta evrenle akış halınde ve bağlantıda olmak
için neler yapmamız gerektiği üzerinde duracağım. Önümüzdeki haftaya kadar
öncelikle
“İPTAL”
çalışması yapalım. Aklınızdan olumsuz bir şey geçtiğinde; herhangi bir konuda
kaygı, endişe, şüphe, korku duyduğunuzda; öfkeli olduğunuzda ya da ağzınızdan
olumsuz bir cümle çıktığında bir hafta boyunca kocaman bir “İPTAL” deyin.
Bu
arada evrenden ne isteyeceğinizide düşünün isterseniz.
Sevgiyle
kalın.
Yurdahal Topdemir